Hoşgeldiniz Sayın Ziyaretçi; ÜYE OLUN ya da üye iseniz GİRİŞ YAPIN.
biz-sizi-arayalim
biz-sizi-arayalim
YDS Sınavı Hazırlık Seti
Okul öncesi eğitim vatandaşın cebini yaktı
Okul öncesi eğitim vatandaşın cebini yaktı
Aday öğretmenler il tercihi yapacaklar
Aday öğretmenler il tercihi yapacaklar
Maliye Bakanlığı 25 uzman yardımcısı alacak
Maliye Bakanlığı 25 uzman yardımcısı alacak
2015 ODTÜ Akademik Parsonel Alımı
2015 ODTÜ Akademik Parsonel Alımı

kpss-egitim-setleri
KPSS PRATİK BİLGİLER
KPSS Rehberlik
KPSS Genel Yetenek
KPSS Genel Kültür
KPSS Eğitim Bilimleri
KPSS A Alan Bilgisi
KPSS Deneme Sınavları
KPSS Videolar
Kpss Eğitim Bilimleri Deneme Soruları - 7

reklam

Kpss Eğitim Bilimleri Deneme Soruları - 7

 

1.Özge bebeğin saklanmış bir oyuncağı örtüyü kaldırarak alması nesne devamlılığını edindiğini göstermektedir. Özge bu becerisini önceleri oyuncağı sadece ilk saklandığı yerde ararken, ilerleyen zaman içinde, yani 18 aylık olunca oyuncağı saklandığında başka yerlere de bakıp oyuncağın yerini keşfedebilmektedir. Özge bebeğin bu davranışı geliştirmesi zaman içinde kendiliğinden olmaktadır. Zaman içinde kendiliğinden sağlanan gelişmeler gelişim psikolo-jisinde olgunlaşma olarak adlandırılmaktadır. Olgunlaşma, fiziksel yapıdaki gelişmeleri kapsadığı gibi zihinsel özelliklerle de ilgilidir. Piage'ye göre bilişsel gelişimi etkileyen en önemli etken olgunlaşmadır. Sosyalleşme, bir çocuğun çevresiyle ilişkiler kurabilmesidir. Senkretizm, bağlaç aşırılığı demektir. Çocuğun gerçek olup olmadığına bakmadan nedenler ve sonuçlar arasında olur olmaz kendince ilişkiler kurmasıdır. Benmerkezci düşüncenin bir ürünüdür. Esnek düşünce, ergenlik dönemine özgü bir akıl yürütme, tarzı olup, tümden gel imsel, hipotetik düşünebilmek anlamına gelmektedir. Özelden özele akıl yürütme çocuksu çıkarsama demektir. Çocuğun sadece iki özel durum arasında ilişki kurabilmesi, genellemeler yapamaması, durumu sadece öğrendiği durumla açıklayabilmesine yol açan bir akıl yürütme tarzıdır.


Cevap: B


2.Dört yaşındaki Kaan'ın elinde süt bardağı olduğu halde dikkatle televizyonda çok sevdiği bir çizgi filmi izlerken içtiği sütü üzerine dökmesinin nedeni sadece bir duruma odaklanması ya da diğer deyişle odaktan uzaklaşamamasının sonucudur. Bu yaşlardaki çocuklar nesnelerin, olayların, özelliklerin sadece bir özelliğine, bir yanına odaklanabilirler. İki veya daha fazla duruma odaklanmaları yani odaktan uzaklaşmaları mümkün değildir. Bu nedenle Kaan hem televizyona hem elindeki bardağa aynı anda odaklanamadığından sütü üzerine dökmektedir. Benmerkezcilik, çocuk düşüncesinin sadece kendisine odaklanmasıdır. Odaktan uzaklaşama- manın temel nedenidir. Eğer bu tür sorular dikketle okunmaz ise benmerkezcilik ya da özelden özele akıl yürütme (bundan önceki soruda açıklanmıştır) hemen işaretlenerek yanlış bir sonuca ulaşılabilmektedir. Ancak dikkat edilirse soruda çocuğun sütü dökmesinin nedeni değil, hangi bilişsel beceriyi edinememiş olduğu sorulmaktadır. Özelden özele akıl yürütme ve benmerkezcilik bu dönem çocuklarının zaten sahip olduğu özelliktir. Oysa sorulan geliştirilememiş olan beceridir. Sembolik düşünce, yine bu dönem çocuklarının sahip oldukları bir özelliktir. Çocuğun dış dünyayı zihninde temsil edebilmesi, dili kullanabilmesi, istediği şeylere istediği anlamı yükleyebilmesidir. Nesne sürekliliği ise çocuğun yaklaşık 9. ay civarında elde ettiği gözünün önünde olmasa bile bir nesnenin dünyadaki varlığının devam ettiğini anlamasıdır.


Cevap: C


3.Örnekteki olay dikkate alındığında Piaget'nin bilişsel gelişim kuramına göre Ayşegül tek yönlü odaklandığı için kişi sürekliliğini edinemediği görülmektedir. Kişi sürekliliği çocuğun işlem öncesi bilişsel gelişim döneminde edindiği bir özelliktir. Bu özelliği edindikten sonra çocuk, farklı görüntüler (giysi, saç şekli vb.) altında olsa bile kişinin aynı kişi olduğunu anlayabilir. Örnekte Ayşegül Şirin'i bornozla gördüğünde kardeşi olduğunu anlayamamıştır. Sadece bir özelliğe odaklandığı için sınırlı bir akıl yürütebilmektedir.


Cevap: E


4.Hakan'ın atasözünü verilen cümleden çıkarılabilecek mantıksal bir açıklamayla değil de, içinde iki önermenin eridiği bir bütün şeması aracılığıyla ve hayal gücünün etkisiyle, atasözüyle cümleyi eşit saydığı açıklamasının altında akıl yürütme senkretizmi yatmaktadır. Senkretizm, çocukta çözümleme yeteneğinin bulunmaması demektir. Senkretizm özelliğine sahip çocuklar bir yeni düşüncenin arasında ilişki olsun ya da olmasın kendinden önce gelen şeyle bir bağlantı arayıp bulmaya çalışır ve ayrıntıları ayırt etmeye çalışma yerine bir bütün halinde algılarlar. Piaget senkretizm özelliğine sahip çocukların, neden-sonuç ilişkisi kurmaya yönelik verilen ifadelerin anlamına bakarak ifadeler arasında ilişki kuramadıklarını belirtmektedir. Bunun yanı sıra bu özelliğe sahip çocuklar birbirine yabancı nesneler veya sözcükler arasında benzeyişler kurmaya, homojen olmayan doğal olayları birbirine bağlamaya ve geçici de olsa her olaya bir neden aramaya çalışırlar. Özetle, senkretizm özelliğiyle çocuklar, her yeni durumu başka bir duruma bağlamaya eğilimlilerdir. Senkretizm bu anlamda kısaca bir bağlaç aşırılığı olarak ifade edilebilir. Yapaycılık çocuğun doğal olayları ve nedenlerini doğal olmayan, özellikle insan eliyle yapılmış gibi bir anlayışla açıklamasıdır. Olasılıklı düşünce varsayımsal düşünce demektir. Yani bir problemin çok farklı birçok çözüm yolunun olabileceğini düşünebilmek, bunları önerebilmek ve test edip en uygun çözüm yolunu bulabilmektir. Tümdengelimsel düşünce genelden özele, bütünden parçaya, ilkeden, yasadan örneğe gidebilen bir düşünce biçimidir.


Cevap: A


5.”Çocuk dilinin kendini merkeze alan çeşitleri arasında en çok toplumsal olanı karşılıklı monologdur. Çocuğun bu konuşma biçiminde konuşma zevkinin dışında, başkaları önünde söz söylemek ve onların ilgisini kendi davranışı ve düşüncesi üzerinde toplama veya topladığını sanma hazzı da bulunur. Çocuk bu tür konuşmada gerçekte hiç kimseye seslenmediğinden kendisini muhataplarına dinletmeyi başaramaz. Yalnız başkalarının karşısında fakat kendisi için söyler. Bu özelliğine rağmen karşılıklı monolog halen benmerkezci bir konuşmadır. Toplumsallaşmış dil, dilin gerçek amacıdır ve karşılıklı iletişim kurmaya, istek ve ihtiyaçlarını iletmeye dayalıdır. Tekrarlama da bir benmerkezci dildir. Çocuk bu konuşma biçiminde sesleri, kelimeleri, cümleleri amaçsız bir şekilde başkaları üzerinde yarattığı etkiyi önemsemeden tekrarlayıp durur. Sözel senkretizm ise çocuğun genelleme yapamaması, özelden özele akıl yürütmesi, çözümleme yeteneğini gösterememesidir.


Cevap: D


6.Doktorun Kuzey'in doğumdaki uzunluk ve ağırlığını ve onu takip eden birkaç ay içindeki gelişim sürecini dikkate alıp yetişkinlikte boyunun ulaşabileceği uzunluğuna ilişkin bir çıkarsama yapması gelişimin tahmin edilebilir bir süreç olduğu ilkesiyle açıklanabilir. Gelişim belli bir yönelim izler ilkesi, gelişimin hangi sırayla (baştan ayağa, içten dışa, genelden özele, bütünden parçaya) gerçekleştiği sürecini tanımlar. Gelişim kalıtım ve çevre etkileşiminin ürünüdür ilkesi, gelişimde hem kalıtımın hem de çevrenin etkisinin bulunduğunu vurgulayan bir ilkedir. Gelişimde erken yaşlar önemlidir ilkesi, gelişimde erken yaşların çocuğun şekillenmesi açısından kritik öneme sahip olduğuyla açıklanabilir.


Cevap: E


7. Annesinin, oğlu Taylan'ın bu aylarda kontrolünün çok zor olduğunu, peşinden koşturmaktan yorulduğunu, her işi kendi başına yapmaya çalıştığını, giyinip soyunurken ya da yemek yerken kendisinin ona karışmasını hiç istemediğini, üstüne başına döktüğünü ve etrafı çok kirlettiğini, bir defasında oynamak için parka götürürken elinden kurtulup kaçtığını ve tam yola fırlamak üzereyken güç bela yakaladığını anlattığı ifadesine bakarak, Erikson'un kuramına göre, Taylan'ın özerkliğe karşı utanç/kuşku evresinde olduğu söylenebilir. 1-3 yaşları arasındaki Taylan bu davranışlarıyla bağımsızlık çabası göstermektedir. Temel güvene karşı güvensizlik çabası yaşamın ilk bir yılında görülür. Bu evrede bebekle ona bakım veren kişi (anne) arasında tutarlılığa dayalı bir ilişki kurulursa bebek hem kendisine hem de başkalarına güven duymayı öğrenir. Girişimciliğe karşı suçluluk evresinde 3-7 yaşları arasında çocuk herşeyi merak eder, sormak ve öğrenmek ister. Başarıya karşı aşağılık evresinde okula giden çocuk yaptığı işlerle, okuma yazmayı öğrenmesiyle yeterlilik ve sorumluluk duygularını kazanır. Kimlik kazanmaya karşı rol karmaşası, ergenlik döneminin gelişim krizi olup ergen bu yaşta yetişkinlikte kullanacağı kimliği edinmeye çaba gösterir.


Cevap: B


8. Grafikteki verilere göre “Zekanın kökenlerinde çevre daha belirleyici bir etkendir.” sonucuna ulaşılamaz. Araştırma sürecine ilişkin verilen bilgiler ve grafik incelendiğinde düşük zekalı fareler grubunda her kuşakta yapılan hata sayısının arttığı, yüksek zekalı fareler grubunda her kuşakta yapılan hata sayısının azaldığı, zekanın kökenlerinde kalıtımın daha belirleyici bir etken olduğu, yüksek zekalı farelerde kuşak ile hata sayısı arasında negatif yönde (ters yönde) bir korelasyon olduğu görülmektedir ve bunlar söylenebilir.


Cevap: D


9. B.Ç'nin anlattıklarından hareketle babasının, Bem'in yaklaşımına göre geleneksel cinsiyet ro
lüne sahip olduğu söylenebilir. Çünkü baba tamamen erkeğe özgü davranış kalıplarına sahiptir ve davranışları bununla uyumludur. Eril (erkeksi) rol yüksek düzeyli erkeksi, düşük düzeyli kadınsı rollere sahip olmak; dişil (kadınsı) rol yüksek düzeyli kadınsı, düşük düzeyli erkeksi rollere sahip olmaktır. Androjen cinsiyet rolü kendi cinsiyet rolüne sahip olmakla birlikte potansiyel ölçüsünde karşı cinsin rollerini barındıran cinsiyet rolüdür. Belirsiz rol ise kadınsı veya erkeksi rollerin ayrımlaşmamış olması anlamına gelmektedir.


Cevap: C


10. Kohlberg'in kuramına göre, B.Ç'nin içinde bulunduğu ahlaki evre iyi çocuk evresidir. Çünkü B.Ç annesinin isteğiyle ve onun analık hakkını hak edebilmek, yani onayı için cinayet işlemiştir. İtaat ve ceza evresi otoritenin emir ve buyruklarına uymak için davranışta bulunulan bir evredir. Saf çıkarcı, bencilce davranışların yer aldığı, bireyin kendi yararını ön plana aldığı bir evredir. Kanun ve düzen, toplumsal düzeni korumak amacıyla kurallara uymanın esas olduğu bir evredir. Sosyal sözleşme ise insanların iyiliği için kuralların değiştirilebileceğinin dikkate alındığı bir evredir.



11. Parçada sözü edilen araştırma sonucuna dayalı olarak çocukların erinliğe erken girişleriyle ilgili farklılığın, tek çocuklarla ikizlerin farklı yaşantılar geçirmesinden kaynaklandığı yargısına ulaşılabilir. Dikkat edilirse ikiz çocuklara anneler yeterince zaman ayıramamakta ya da sütleri yeterli olamamaktadır. Buna karşılık tek çocukların anne sütü ile beslenme olanakları daha fazladır ve anne daha fazla zaman ayırabilmektedir.


Cevap: D


12. Aslında kopya çekme düşüncesine sahip olan Ahmet'in, arkadaşlarının kopya çekerek geçtiği şeklinde bir düşünceye sahip olduğundan hareketle yansıtma savunma mekanizmasına sahip olduğu söylenebilir. Yansıtma savunma mekanizması kişinin herkesi kendisi gibi zannetmesi şeklinde tanımlanabilir. Yani bu mekanizmada birey kendisinde varolan olumsuz duyguların yarattığı kaygıyı azaltmak için başkalarında bu özelliğin olduğu şeklinde bir davranış izler.


Cevap: A


13. Edimsel koşullanma ilkelerine göre davranışın yapılma sıklığını artıran uyarıcılara pekiştireç, azaltan uyarıcılara ise ceza adı verilir. Ayırt edici uyarıcı edimsel davranıştan önce gelen ve davranışı kontrol eden, ortaya çıkmasını sağlayan uyarıcıdır. Pekiştirici uyarıcı davranıştan sonra gelen ve davranışın tekrarlanmasını sağlayan uyarıcıdır. Koşullu uyarıcı, tepkisel koşullanmada başlangıçta nötr iken koşulsuz uyarıcıyla oluşan çağrışım sonucu organizmanın tepki vermesini sağladığı uyarıcıdır. Koşulsuz uyarıcı, organizmanın biyolojik yapısı gereği otomatik olarak tepki verdiği doğal uyarıcıdır. Genelleme, organizmanın benzer uyarıcılara da tepki vermesidir. Sönme, öğrenilen bir davranışın pekiştirilmediği zaman ortadan kalkmasıdır. Nötr uyarıcı ise organizma üzerinde hiçbir etki yaratmayan uyarıcıdır. Öğrenilmiş uyarıcı ise organizmanın yaşantı sonucu tepki vermeyi öğrendiği uyarıcıdır.


Cevap: A


14. Soruda da sözü edildiği üzere öğrenme, tekrar ya da yaşantı sonucu davranışta oluşan kalıcı izli bir değişikliktir. İçsel bir durumdur. Doğrudan gözlenemez. Performans ise organizmanın yaptıkları ya da yapamadıklarıdır. Öğrenme ancak performanstan yordanabilir. Bununla birlikte öğrenmenin tanımı içinde güdü, yorgunluk, fizyolojik uyum gibi kaynaklara bağlı değişiklikler yer almaz, bu nedenle öğrenmenin tanımı bunları dışarıda bırakır. Öğrenme performansa katkıda bulunur. Çünkü öğrenme olmadan performansın beklendiği gibi gösterilmesi mümkün değildir. Uygun kontrol yollarıyla, performansın öğrenmeyle mi yoksa başka etkenler yoluyla mı oluştuğu yordanabilir. Yani sınav ve değerlendirmeler esnasında performansa nelerin etki ettiği anlaşılabilir. Tekrar ya da yaşantı yoluyla meydana gelen değişiklikler iyiye doğru olabileceği gibi kötüye doğru da olabilir. Öğrenmenin tanımı istendik ya da istenmedik her türlü yaşantı yoluyla elde edilmiş kalıcı izli davranış değişikliklerini kapsar. Ancak “Yeterli büyüme, olgunlaşma ve güdülenme olduktan sonra uygun çevresel uyarıcılarla her organizmaya her davranış kazandırılabilir.” ifadesi doğru değildir. Kazandırılacak davranış organizmanın türüne uygun olmalıdır. Yani o davranışla ilgili biyolojik donanıma sahip olmalıdır. Her davranış her organizmaya kazandırılamaz. Örneğin insana uçma öğretilemez.


15. Organizmanın daha önce tepki vermediği bir uyarıcıya doğal uyarıcının etkisinden yararlanarak tepki vermeyi öğrenmesine tepkisel koşullanma adı verilir ve bu öğrenme sürecinde tepki verilmeyen uyarıcıyla, bir yaşantıya bağlı olmaksızın tepki verilen uyarıcı arasında bir çağrışım kurulur. Buna göre koşullanmadan önceki herhangi bir tepkisel davranışa koşulsuz tepki denir. Çünkü ifadeden de anlaşılacağı üzere bu tepki hiçbir yaşantı olmaksızın otomatik olarak oluşmaktadır. O halde koşulsuz bir tepkidir. Koşullanmadan önce herhangi bir davranışa yol açan uyarıcı koşulsuz uyarıcıdır. Bu şekilde tepki oluşturan bir uyarıcı, hiçbir yaşantıya dayanmadan tepki oluşturabildiğine göre koşulsuz uyarıcıdır yani öğrenilmiş bir uyarıcı değildir. Davranışı koşullamada kullanılan uyarıcıya koşullama öncesi nötr uyarıcı adı verilir. Çünkü koşullanılan uyarıcı başlangıçta organizma üzerinde hiçbir etki yaratabilme özelliğine sahip değildir. Bu tür uyarıcılar başlangıçta nötrdür. Başlangıçta nötr uyarıcıya verilmeyen ancak ko-şullanmadan sonra oluşan davranış koşullu tepki olarak adlandırılır. Çünkü öğrenme sonucu oluşmuştur. “Koşullanmadan sonra tek başına tepkiyi sağlayan uyarıcıya ayırt edici uyarıcı denir.” ifadesi yanlıştır. Ayırt edici uyarıcı tepkisel koşullanmaya özgü değil, edimsel koşullanmaya özgü bir kavramdır. Edimsel davranışı kontrol eden, ortaya çıkmasını sağlama özelliği taşıyan uyarıcıdır.


Cevap: D


16. Edimsel koşullanma ilkelerine göre, amca ve dayının bir süre sonra sadece doğru adla seslendiğinde yanıt vermeleri Sercan'da ayırt etmeyi amaçlamaktadır. Bu şekilde amca ve dayı, Sercan'ı sadece doğru davranışı gösterdiğinde pekiştirmekte ve böylece ayırt etmesini sağlamayı amaçlamaktadırlar. Aksi halde genelleme, yani yanlış bir öğrenme oluşacaktır. Sönme, pekiştirme yapmayarak davranışın ortadan kalkmasını sağlamaktır. Örnekte amaçlanan şey davranışın ortadan kalkması değil, uyarıcılara uygun olan davranışı oluşturmayı, yani ayırt etmeyi sağlamaktır. Kendiliğinden geri gelme ise sönen bir davranışın uyarıcısıyla karşılaştığında yeniden gösterilmesidir. Ket vurma ise önceki öğrenmelerin sonraki öğrenmeleri ya da sonraki öğrenmelerin önceki öğrenmeleri bozması, unutturmasıdır.


Cevap: A


17. Bir şeyin nasıl daha iyi yapılacağının öğrenilmesini gerektiren devinimsel nitelikli öğrenmeler motor öğrenme olarak adlandırılır. Bazı durumlarda sadece davranışın elde edilmesi yetmez o davranışta ustalaşmak ve otomatikleşmek gerekir. Bu şekilde ustalaşılan, otomatikleşilen devinimsel nitelikli öğrenmelere motor öğrenme adı verilir. İç görüsel öğrenme, problemle parçaları arasındaki ipuçlarını ilişkilendirilerek, zihinsel ön çözümlere dayalı bir öğrenmedir. Ani bir kavrayışı gerektirir. Sınama yanılma yoluyla öğrenme, sonuca ulaşana kadar rastgele davranışlar sergileyerek elde edilen öğrenmedir. Bilişsel öğrenme, zihinsel bir öğrenmedir. Kavramayı gerektirir. Yer öğrenme ise zihinde oluşturulan bilişsel senaryolara dayalı bir öğrenmedir. Hangi davranışın nerede yapılacağının öğrenilmesidir.


Cevap: C


18. Edimsel koşullanmaya göre, Mesut'un bölgesel yarışmadaki birinciliği davranışın artmasına ve tekrarlanmasına yol açtığı için olumlu pekiştirmedir. Türkiye şampiyonasındaki ikinciliği ise davranışın azalmasına yol açtığı için cezadır. Edimsel koşullanma ilkelerine göre bir davranış tekrarlanıyorsa pekiştiriliyor demektir. Dolayısıyla davranışın tekrarlanmasını sağlayan sonuçlara pekiştirme, görülme sıklığının azalmasına yol açan ya da gösterilme olasılığını azaltan uyarıcılara ise ceza denir. Örnekte görüldüğü gibi Mesut için birincilik beklentisiyle gittiği Türkiye şampiyonasındaki ikincilik hoşa giden bir sonuç yaratmamış ve davranışın gösterilmemesi gibi bir sonuca yol açmıştır. Bu nedenle ikincilik Mesut için ceza anlamına gelmektedir.


Cevap: B


19. Tepkisel koşullanma sürecinde bireyin limon yediğinde ağzının sulanması koşulsuz tepkidir. Koşulsuz tepki hiçbir öğrenme ilişkisi olmadan doğal uyarıcıya verilen doğal tepkidir. Limonun ilk aşamadaki hali nötr uyarıcıdır. Çünkü limon görüntüsü birey için başlangıçta herhangi bir tepkiye yol açmamaktadır. Tepki oluşturmayan uyarıcılara nötr uyarıcı adı verilir. Bir süre sonra bireyin limon gördüğünde ağzının sulanması koşullu tepkidir. Çünkü yaşantı yoluyla elde edilmiş, öğrenilmiş bir davranıştır. Bu türdeki davranışlara koşullu tepki denir. Uzaktan göründüğünde de ağzın sulanmasına yol açan limon görüntüsü ise koşullu uyarıcıdır.


Cevap: D


20. Ayça'daki deniz korkusunun oluşumu tepkisel koşullanma yoluyla meydana gelmiştir. Çünkü çocuk için deniz normal şartlarda olumsuz bir tepkiye yani korkuya yol açmadığı halde, geçirdiği olumsuz bir yaşantıyla korku oluşturan bir uyarıcı haline gelmiştir. Bu öğrenmede doğal olarak sahip olduğu tepe taklak olmak gibi canının yanmasına ve korkmasına yol açan doğal bir durumla ilişkilenme olmuş ve bunun sonucunda da denize karşı bir korku tepkisi ortaya çıkmıştır. Duyuşsal tepkilerin doğal olmayan uyarıcılara karşı da verilmesinin oluşumunda en etkili öğrenme yolu tepkisel koşullanmadır. Edimsel koşullanma, organizmanın bir ihtiyaç durumunda sergilediği davranışlarının sonuçlarına göre elde ettiği bir öğrenmedir. Dolaylı öğrenme, başkalarının yaşantılarından elde edilen öğrenmedir. Gizil öğrenme, farkında olmadan ve belirgin bir pekiştireç olmadan elde edilen ve ortaya çıktığında fark edilen öğrenmedir. Deneme yanılma yoluyla öğrenme, yine bireyin kendi davranış sonuçlarına göre ancak rastgele elde ettiği öğrenmedir.


Cevap: B
 


Etiketler : kpss eğitim bilimleri deneme soruları - 7

KPSS Lise

Facebook Yorumlar